top of page

Travmanın Edebi Dili: Agota Kristof Üçlemesi Üzerine

  • Yazarın fotoğrafı: sevgi arslan
    sevgi arslan
  • 13 Kas 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 14 Kas 2025


Agota Kristof’un üçlemesi --- Büyük Defter (Le Grand Cahier, 1986)Kanıt (La Preuve, 1988) ve Üçüncü Yalan (Le Troisième Mensonge, 1991) savaş, kimlik, hatırlama ve travma temalarını merkeze alan, anlatı düzlemi açısından da birbirini çözümleyen bir yapı sunar.Yazar, travmayı yalnızca bir olay olarak değil, dilin sınırlarında şekillenen bir sessizlik biçimi olarak ele alır. Olayların ağırlığına tezatla dil bir o kadar akıcı ve basit.


Bu yazı, Kristof’un üçlemesini travmatik deneyimlerin anlatısal bütünlüğü (LaCapra, 2001) ve travmatik anlatının temsil sorunu (Caruth, 1996) bağlamında inceler.Amaç, üçlemenin biçimsel yapısının - dilsel donukluk, tekrar, sessizlik ve parçalanmış anlatı ve travmanın doğasını nasıl yansıttığını tartışmaktır.

 

1. Travmanın Temsili: Duygusuzluğun Dili

Kitap, klasik “savaş romanı” kalıplarının oldukça dışında. Büyük Defter’de ikiz kardeşlerin yaşadığı şiddet, yoksunluk ve istismar, neredeyse donuk bir sakinlikle aktarılmış:


“Kendimizi eğitiyoruz.

Güneşin altında kalıyoruz.

Ağlıyoruz ama ağlamamayı öğreniyoruz.”


Bu kısa, emir kipli cümleler, duygudan arındırılmış bir anlatı inşa eder. Caruth’un (1996) ifadesiyle, travmatik deneyim “tam olarak yaşanmadığı için sonradan anlatılamaz”; Kristof bu anlatılamazlığı dilin duygusuzluğu üzerinden somutlaştırır. Edebi biçim, psikolojik savunma mekanizmasının yansımasına dönüşür: Okur üzülmez, fakat hissizliğin içinde rahatsız edici bir yankı duyar.

 

2. Anlatısal Bütünlüğün Çözülüşü

İkinci kitap Kanıt, travmanın bir başka evresini temsil eder: Bu kez anlatı tek bir kardeşe — Claus’a — indirgenmiştir. Ancak hatıralar, önceki kitapla çelişir; birinin yaşadığı, diğerinin anlattığıyla örtüşmez. Bu yapı, Dominick LaCapra’nın (2001) “narrative incoherence” (anlatısal tutarsızlık) olarak adlandırdığı, travmatik belleğin doğasına işaret eder.


Kristof, biçimsel olarak da bu dağınıklığı destekler: Cümleler kısa, tekrarlar yoğundur, zaman çizgisi bozulur. Bu dilsel çöküş, Claus’un parçalanmış benliğinin edebî karşılığıdır. Gerçekle temsil arasındaki mesafe açıldıkça, travmanın anlatısal bütünlüğü çözülür.


Kanıt aynı zamanda okuru metne dahil eder; okur da boşlukları doldurmaya, parçaları birleştirmeye çalışır. Okur olarak ben de anlamlandırmak için bazı bölümleri defalarca okudum; ancak her okuma yeni bir belirsizlik doğurdu. Bu noktada anlatı, “travmatik deneyimin yeniden canlandırılması” işlevini görür (Felman & Laub, 1992):Okur, anlatılan travmayı değil, travmayı anlatma imkansızlığını deneyimler.

 

3. Üçüncü Yalan: Gerçeğin Parçalanışı

Üçlemenin son halkası Üçüncü Yalan, anlatının kendisini sorgular. Artık hiçbir şey sabit değildir; önceki iki kitapta kurulan hikâye ters yüz edilir. Kristof burada “anlatının güvenilirliği”ni yıkar ve travmatik belleğin doğasına uygun bir çerçeve sunar: Gerçeklik, bir sabit değil, bir versiyonlar dizisidir.


LaCapra (2001), travmatik anlatının “yeniden sahnelenme” (acting out) ve “yeniden anlatma” (working through) evreleri arasında gidip geldiğini söyler. Üçüncü Yalan tam da bu geçiş alanıdır. Hikaye, geçmişi anlamaya çalıştıkça daha fazla çözülür; dilin ve hatırlamanın sınırları belirginleşir.


Kristof’un edebî başarısı, travmayı temsil etmekten çok, temsil edilememesini temsil etmesidir. Yazar, suskunlukla yazmanın dilini bulmuş diyebiliriz.


4. Biçimsel Analiz: Sessizliğin Yapısı

Kristof’un dilsel ekonomisi, kısa cümleler, eksiltili anlatım, yinelemeler travmanın biçimsel izdüşümüdür. Örneğin Büyük Defter’de noktalama az, bağlaçlar yoktur; bu da duygusal sürekliliği keser. Bu dil, travmanın zamansız doğasına denk düşer. Geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçer.


Edebi sessizlik, burada semantik bir boşluk değil, duygusal bir direniş biçimidir.Okur, anlatıcının sustuğu yerde kendi duygusunu üretir; metin, katılımcı bir deneyime dönüşür.

 

Sonuç: Hatırlamak mı, Yaşamak mı?

Agota Kristof’un üçlemesi, travma edebiyatında dilin sınırlarını yeniden tanımlar.Yazar, duygusal mesafeyi soğuklukla değil, doğrulukla kurar.Çünkü travma, ne tam olarak anlatılabilir ne de tamamen susturulabilir.Bu üçleme, hatırlamanın da bir tür yeniden yazma olduğunu, belleğin her seferinde yeni bir hikaye ürettiğini gösterir.


Sonunda okur şu soruda kalır:


“İnsanı insan yapan, yaşadıkları mı, yoksa hatırladıkları mı?”


Bu soru, hem psikolojik hem edebi bir düzeyde, travmanın özünü oluşturur:Yaşananla anlatılan arasındaki o ince, sessiz mesafeyi.

 

Kaynakça

  • Caruth, C. (1996). Unclaimed Experience: Trauma, Narrative, and History. Baltimore: Johns Hopkins University Press.

  • Felman, S., & Laub, D. (1992). Testimony: Crises of Witnessing in Literature, Psychoanalysis, and History. New York: Routledge.

  • LaCapra, D. (2001). Writing History, Writing Trauma. Baltimore: Johns Hopkins University Press.

  • Kristof, A. (1986–1991). Le Grand Cahier, La Preuve, Le Troisième Mensonge. Paris: Seuil.

 
 
 

Yorumlar


Contact Me

Sorularınız için bana buradan ulaşabilirsiniz:

Koi Terapi

Klinik Psikolog Hatice Sevgi Arslan

Kültür Mahallesi, Mustafa Münir Birsel Sokak No:6/1 Alsancak-İzmir

klinikpsikologsevgiarslan@koiterapi.com

  • Black Facebook Icon
  • Black LinkedIn Icon
  • Black Twitter Icon

© 2035 by Modern Mindful Therapy. Powered and secured by Wix

bottom of page