Asılacak Kadın Üzerine
- sevgi arslan
- 24 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Pınar Kür’ün Asılacak Kadın’ı rahatsız edici olduğu kadar güçlü bir metin. Uzun süre karşıma çıkmasına rağmen okumaktan kaçındığım kitaplardan biriydi; kaçınmamın haklı nedenleri varmış. Romanın sarsıcılığı yalnızca içeriğinden değil, yasaklanmış ve hatta imha kararı alınmış olmasından da besleniyor. Bu kararları alanlarla, romanın ilk bölümünde karşımıza çıkan Faik İrfan Elverir’in zihniyeti arasındaki benzerlik ürkütücü. Toplumsal çarpıklığın bu denli çıplak biçimde görünür kılınması, kitabı gerçek bir başyapıt haline getiriyor.
Roman üç bölümden oluşuyor:
İlk bölümde mahkemenin baş hâkimi Faik İrfan Elverir’in gece yarısı düşüncelerine tanıklık ediyoruz.
İkinci bölümde Melek’in hücrede karşılaştıkları anlatılıyor.
Üçüncü ve son bölümde ise Yalçın’ın yazdıkları yer alıyor.
Bu üç bölüm içinde beni en çok sarsan, Faik İrfan Elverir’in anlatısı oldu. Kadın düşmanı, paranoyak, eğitimli bir seri katil demek abartı sayılmaz. Karanlık bir sokakta karşılaşmak istemeyeceğim türden biri. Üstelik çoğu kadının “görmeden korktuğu” o figür… Aslında “görmeden” demek de doğru değil; öyle ya da böyle, hepimizin hayatına bir yerden temas etmiş bir karakter bu. Düşük ego gücü, çocukluktan taşınan eziklik duygusu ve kendini güçlü hissetmek için başvurduğu her davranışla yaralı bir canavar. Evet evet eğitimli bir katil. Bizi koruması gereken konumda olup, kendi yaşadıklarının acısını başkalarından çıkarmaya hazır, korkak bir saldırgan. Onu ürkütücü yapan şey yalnızca kötülüğü değil; bu kötülüğün bir sistem içinde korunuyor, besleniyor ve meşrulaştırılıyor olması. Ve evet, insan ister istemez şunu düşünüyor: Eminim bir gün onun da kalemi kırılacak.
İkinci bölümde Melek var. Daha iyisini bilmeyen, hatta umut etmeyi bile öğrenememiş Melek. Hücrede geçen zaman yalnızca fiziksel bir kapatılmışlık değil; zihinsel bir daralma hali gibi ilerliyor. Melek’in dünyasında “başka türlü bir hayat” düşüncesi neredeyse hiç yer kaplamıyor. Belki de en sarsıcı olan bu: İnsan, daha iyisini hayal edemediğinde, yaşadıklarını kader sanmaya ne zaman başlar?
“Melek biziz” demek kolay bir cümle değil. Ama tamamen yabancı da değil. Çoğumuz kendimizi güvenli alanlarda sanıyoruz; o alanlar gerçekten güvenli olmasa bile. Belki Melek gibi her gün açık bir cinsel şiddetin nesnesi olmuyoruz belki oluyoruz ; ancak korktuğumuz için, daha iyisini umut edemediğimiz için, kaybetmemek adına nelere sessiz kaldığımızı düşündüğümüzde, Melek bizden bütünüyle ayrı bir yerde durmuyor.
Üçüncü ve son bölümde Yalçın var. Pek çok okur için heroik, ideolojik ve “temiz” bir figür olarak okunabilir. Ancak bu bölümde hissettiğim en yoğun duygu öfkeydi. Çünkü Yalçın, kendini sorgulamayan bir erkeklik biçimini temsil ediyor. Melek’i herkes gibi kullanıp bunu romantize etmesi; aşk söylemi altında kendi benlik algısını koruması, narsisistik bir çarpıtmadan fazlası değil zannımca. En tehlikeli yanı da burada: Yaptıklarını ahlaki bir zemine oturtabilmesi. Balıkçı Rıza’ya, Recep’e, mahalledeki erkeklere kesemediği hesabı Hüsrev’e kesmesi; kendine sıkamadığı kurşunu Hüsrev’e sıkması bu yüzden. Melek asıldı. Geriye kalan herkes temiz kaldı.
Asılacak Kadın, bireysel patolojilerden çok daha fazlasını anlatır. Burada mesele “hasta” kişiler değil; hastalığı üreten, sürdüren ve görünmez kılan bir ilişkiler ağıdır. Güç, suskunluk ve ahlaki meşruiyet arasındaki bu örüntü, travmanın yalnızca yaşanan bir olay değil; tekrar eden bir ilişki biçimi olduğunu hatırlatır. Klinik açıdan bakıldığında Melek’in çaresizliği, Faik’in saldırganlığı ve Yalçın’ın kendini temize çekme çabası aynı sistemin farklı yüzleridir. Romanın asıl rahatsız edici yanı da burada yatar: Kimse tek başına fail değildir; ama herkes bir şekilde sorumludur.





Yorumlar